SAMSUN JEN
Samsun için haber | analiz | video | aktivite

[ Partiler 'devlet yardımı' almasaydı... ]

“Bu millet daima siyah, en siyah, az siyah ve daha az siyah
arasında mı tercih yapmak zorunda kalacak?”

HAMİT GÜNEŞ yazıyor…

Okumak için TIKLAYIN#

Samsun'da Internet haberciliğinin kalesi

ZORUNLU SEÇMELİ DEMOKRASİ

-Bu millet daima siyah, en siyah, az siyah ve daha az siyah
arasında mı tercih yapmak zorunda kalacak?-

Bir cesaret ve samimiyet terazisi olsaydı, dengeler adına yapılan bir çok şeyin yapılmayan bir çok şeyle yer değiştirmesi gerektiği kolayca açıklanabilirdi. Sadece anlaşılmakla yetinmek zorunda bırakılan hayatın bu boyutunda sözlerle sesler arasında gündelik hayatımızda da kullanabileceğimiz kullanışlı bir kelime bulmak oldukça zor. Ama en azından denemekte fayda var.

Mesela bir siyasi partinin, ülke yönetiminde söz almak isteyenlerin seslerinin daha gür çıkması için milletten toplanan vergilerle beslenmesini desteklemediğini söylediğini varsayabiliriz. Bu bizim bir işimize yaramaz. Ama böylece, varmak istediğimiz yerleri biraz tanımlama imkanımız doğabilir. Renklerin ve başka kategorilerin kriter olarak algılanmadığı sosyal bir hayattan bahsederek başlayalım mesela.

Yönetme gücü, önceleri filozofların, sonra savaşçıların elindeydi. Yani güç, tanımlandığı döneme göre belirleyici etken oldu. Yer yer bir başka çeşidiyle secerenin de bu anlamda etkili olduğu söylenebilir. Şimdi güç, sayılabilir bir kelime olarak tanımlandı. Nakde çevrilebilen her şey gücü oluşturan değerlerden biri olarak görülmekte. İtibar, bu sebeple sesi etkili olsa da, yönetim gücünde söz sahibi değil. O halde yönetim gücünden bahsederken paradan bahsettiğimizi pekala söyleyebiliriz.

O halde benim aklımdan neler geçiyor?

Bir gün bir siyasi parti dile gelip diyecek ki; “Ey Millet, işte size ait hazinenin bana seçim ve geçim için size danışmadan verdiği parayı iade ediyorum. Size ait her şeyi iade sözüyle seçime giriyorum. Bana anayasayı değiştirecek gücü vermezseniz ertesi gün istifa edeceğim. Eğer o güçle gelirsek, ilk yapacağımız şey de partilere devlet yardımını kesmek olacak.”

Nasıl olsa burada yazılınca kimsenin menfaati zedelenmiyor. Daha ileri gidebilirim. Partilerin, eğer halk gerçekten istiyorsa, üyelerinin aidatlarıyla hayatlarını sürdürmesini, kendi içlerinde belirledikleri adayların tercih metoduyla milletvekili olmasını, ülkeyi iyi yönetemedikleri takdirde kaybettikleri üye oranında güç kaybetmeleri ile iyi yönettikleri takdirde artacak üye sayısına paralel olarak büyümelerini isteyebilirim.

Bu kalbur, elediği adamlardan geri kalanıyla adil bir yönetim, etkin bir istikrar ve sürdürülebilir bir aşk yaratabilir. Gene kıymetli halkımız isterse, üyesi, daha doğrusu doğrudan sahiplerinden biri olduğu partisine kurbanlar keser, binalar diker, posterler hazırlar ve yönetici yetiştirir. Bir parti ve onun taraftarları ile, bu benim kafamdaki parti ile onun sahipleri arasındaki temel fark, seçim otobüslerinin devletin kasasından, yani milletin kesesinden değil; bu işe gönül vermiş, bu ülke için kendini yönetme ayrıcalığında gören insanların parasıyla giydirilmesi olacaktır.

Üstelik, üretmeyen devletten gelen paralarla değil, ekonomide aktif dolaşan nakit ile yapılacak harcamalar, üretim ve tüketimin dengeli bir şekilde bankanın birindeki ortak hesap yerine milletin hazinesine dönebilecektir.

Peki bu durumda, milleti yönetmeye hevesli, anadan doğma, aşktan dolma, kendi için bir şey istediğini söyleyemeyen dillere sahip siyasetçilerimiz ne yapacaklar? Ticaret. Peki bizim bu güzel partimizin yönetmeye aday kalifiye ve içten sahipleri ne yapacaklar? Üretim. Bahsettiğimiz şeyin fikir olduğunu anladığınızı varsayarak bir sonraki aşamaya geçiyorum.

Evet, devleti yönetmek, milleti haberi bile olmadan gerekçe göstererek siyaset yapmak olmaktan çıkacak. Artık siyaset, kurnaz, baba ismiyle tanınan, sinsi, kazandığının fazlasını harcayarak yaşayamaya alışan, ilkesiz, dedikoduyu tespit olarak değerlendiren, içten pazarlıklı, ikili ilişkilerini samimiyet üzerine tesis etmeyen, dıştan pazarlıklı, fiyatı olmayan insanların ilgi alanı değildir bu hayalde. Siyaset arenası, işlek bir cadde değil, ıssız bir vahadır bu hayalde. Bizler, burada yazmaktansa orada fikirler üreterek yönetime aday olan Don Kişotlar, o vahayı baharların gıpta edeceği yeşillere boyarken, yeni boyacılar yetiştirecek bir düzeni de unutmadığımız için başarmanın keyfini süreceğiz.

Hala paranın olmadığı yerde yapılacak siyaseti anlatmamı, devletten para almadan yaşayacak partiyi, demokrasinin az kolestrollü bol tatlılı tarifini yapmamı yadırgıyorsanız, bu yazının bir kez daha yazılmak için bir daha zamana ihtiyacı var demektir.

En azından milletvekili adaylarını partide etkin yönetim zümresinin ataması yerine, çoktan seçmeli listelerde yer alacak isimler arasından halkın seçmesi gibi basit ve denenmiş bir uygulamayı bize çok mu görüyorsunuz hala? Devamında ‘ülke barajı’ uygulamasının yerine, bu şekilde seçilen milletvekilinin partisiyle birlikte Meclis’e girmesi ve Meclis’in bu şekilde oluşması fikri çok mu uçuk kalıyor hala?

Ama hayal etmekten nasıl alıkoyabiliriz kendimizi? Bir gün bir kahraman çıkıp diye başlayan cümleler masaldan kitaplarından tarih kitaplarına düşünce, alıkoymak üzerine de yeni çabalar geliştirmek mümkün olabilirdi.

Zamanımızda, üzerimizde pijamalarla gördüğümüz rüyalar üzerine yaptıkları acımasız yorumları cesaretlerimizi orta yerinden kıran takım elbiseli adamların bizleri uyandırmamaya çalışırken uyandıran uyarıları dürtmekte dengeleri dengede tutmaya çalışan belleklerimizi…

“Kendi aranızda rüya görmeyin… herkes bizim dayattığımız rüyayı görmeye çalışsın..”

Haydi… Bugün bir kahraman çıkıp “devlet siyasi partilere yaptığı yardımı kesmeli, siyaset yatırım alanı olmaktan çıkarılmalı, tacirler ve yönetici sınıfı ayrılmalı” desin.. Böylece torunlarımızın çocuklarının torunlarına bu güzelim vatanı sevgisi, demokrasisi, özgürlüğü ve zenginliği ile kucaklaşma fırsatı verebilelim.

HAMİT GÜNEŞ

Diğer ALAN SAVUNMASI yazıları için tıklayın//

No Responses to “[ Partiler 'devlet yardımı' almasaydı... ]”

Leave a Reply